El Vikaye kimin eseri ?

Idealist

New member
El Vikaye Kimin Eseridir? Eserin Yazarı, Tarihsel Kökeni ve İslam Hukukundaki Yeri

El-Vikaye adıyla bilinen eser, İslam hukuk tarihiyle biraz olsun ilgilenenlerin mutlaka karşısına çıkan önemli metinlerden biri. Benim bu eserde en dikkat çekici bulduğum nokta, yalnızca “kim yazdı?” sorusunun cevabının önemli olması değil; eserin neden yüzyıllar boyunca okutulduğunu ve Hanefî hukuk geleneğinde nasıl bir yer edindiğini anlamanın, aslında Osmanlı hukuk ve eğitim tarihini anlamaya da yardımcı olması.

Kısa cevapla başlayalım: El-Vikaye, Burhânüşşerîa Mahmûd b. Ahmed el-Mahbûbî tarafından kaleme alınmıştır. Tam adı kaynaklarda genellikle Vikâyetü’r-rivâye fî mesâ’ili’l-Hidâye şeklinde geçer. Müellif, Hanefî mezhebinin önemli hukukçularından biridir ve eserini, hocası ve dedesi olduğu belirtilen Burhâneddin el-Mergînânî’nin el-Hidâye adlı meşhur fıkıh eserini esas alarak hazırlamıştır.

Fakat burada durmak bence eserin hikâyesini fazlasıyla basitleştirmek olur.

El-Vikaye’nin Yazarı Burhânüşşerîa Kimdir?

Burhânüşşerîa Mahmûd b. Ahmed el-Mahbûbî, özellikle Hanefî fıkıh geleneği içerisinde tanınan bir hukukçudur. Yaşadığı dönem, Orta Asya ve İslam dünyasında fıkıh eserlerinin yalnızca teorik metinler olarak değil, eğitimde kullanılan sistematik başvuru kaynakları olarak da şekillendiği bir döneme denk gelir.

Burada önemli bir ayrıntı var: El-Vikaye tamamen sıfırdan oluşturulmuş bağımsız bir hukuk sistemi değildir. Onu anlamanın anahtarı, el-Hidâye ile olan ilişkisini bilmektir.

Burhâneddin el-Mergînânî’nin el-Hidâye’si, Hanefî fıkhının en meşhur eserlerinden biri haline gelmişti. Ancak el-Hidâye oldukça kapsamlıydı ve öğrenciler açısından öğrenilmesi kolay bir metin değildi. El-Vikaye ise bu geniş malzemeyi daha özlü ve eğitim amaçlı kullanılabilecek biçimde aktarma ihtiyacına cevap veren eserlerden biri olarak ortaya çıktı.

Dolayısıyla “El-Vikaye kimin eseri?” sorusuna yalnızca “Mahmûd el-Mahbûbî” demek doğru olmakla birlikte, “el-Hidâye geleneği üzerine kurulmuş bir Hanefî fıkıh metnidir” bilgisini eklemek eserin gerçek önemini daha iyi gösteriyor.

El-Vikaye ile El-Hidâye Arasındaki Bağlantı Nedir?

Bence eserin anlaşılması açısından en önemli meselelerden biri bu.

El-Hidâye, Hanefî fıkhında son derece etkili olmuş kapsamlı bir çalışmadır. El-Vikaye ise bu geleneğin daha öğretilebilir ve özlü biçimde aktarılmasına yönelik bir çalışma olarak değerlendirilebilir.

Bir bakıma şöyle düşünmek mümkün:

El-Hidâye → kapsamlı hukukî tartışma ve sistematik fıkıh metni

El-Vikaye → bu birikimin eğitim açısından daha yoğunlaştırılmış aktarımı

Bu ilişki, Orta Çağ İslam dünyasında bilginin nasıl aktarıldığı konusunda da bize fikir veriyor. Günümüzde bir hukuk öğrencisinin ders kitabı, özet kitap, içtihat derlemesi ve akademik yorum arasında çalışması gibi, geçmişte de farklı seviyelerde metinler bulunuyordu.

Buradaki “özet” kelimesini basit bir kısaltma olarak düşünmemek gerekiyor. Bir hukuk metnini özetlemek, hangi görüşlerin aktarılacağına, hangi ayrıntıların çıkarılacağına ve hangi ifadelerin korunacağına karar vermeyi gerektirir. Bu nedenle El-Vikaye, aynı zamanda Hanefî hukuk bilgisinin seçilmesi ve düzenlenmesi sürecinin bir ürünü olarak görülebilir.

Eserin İçeriğinde Neler Var?

El-Vikaye klasik fıkıh eserlerinin genel düzenine uygun şekilde ibadetlerden muamelata, aile hukukundan ceza hukukuna kadar çok geniş bir alanı ele alır.

Namaz, oruç, zekât ve hac gibi ibadet konularının yanında;

- alışveriş,

- borç ilişkileri,

- nikâh,

- boşanma,

- miras,

- vakıf,

- yargılama,

- şahitlik,

- suçlar ve cezalar

gibi hukukî meseleler de eserin kapsamı içerisinde değerlendirilir.

Bu çeşitlilik aslında bize önemli bir şey söylüyor: Klasik fıkıh, modern anlamda yalnızca “dini ibadetlerin kuralları” şeklinde düşünülmemelidir. Fıkıh aynı zamanda toplumun ekonomik, ailevi ve hukuki ilişkilerini düzenlemeye çalışan kapsamlı bir normatif bilgi alanıydı.

Bu yüzden El-Vikaye’yi yalnızca dinî tarih açısından okumak eksik kalabilir. Hukuk tarihi, iktisat tarihi, sosyal tarih ve eğitim tarihi açısından da okunabilecek bir metindir.

Osmanlı Döneminde El-Vikaye Neden Önem Kazandı?

Burada konu özellikle ilginçleşiyor.

Osmanlı hukuk ve eğitim tarihinde Hanefî fıkıh geleneğinin çok güçlü bir konumu vardı. Medreselerde okutulan eserler, hukukçuların yetişmesinde ve ilmî birikimin aktarılmasında önemli rol oynuyordu.

El-Vikaye de bu gelenek içerisinde uzun süre kullanılan metinlerden biri oldu.

Bunun nedenlerinden biri metnin özlü, sistematik ve öğretime elverişli olmasıydı. Bir medrese öğrencisinin geniş fıkıh külliyatına ulaşmadan önce belirli bir metin üzerinden temel meseleleri öğrenmesi pratik açıdan oldukça işlevseldi.

Bu noktada bana göre El-Vikaye'nin başarısının altında sadece içerik değil, eğitim teknolojisi diyebileceğimiz metin yapısı da yatıyor. Bugün bir öğrencinin binlerce sayfalık mevzuat yerine önce temel bir ders kitabı kullanması gibi, klasik dönemde de yoğun bilgi belirli metinler üzerinden kuşaktan kuşağa aktarılıyordu.

Şerhler ve Hâşiyeler Neden Bu Kadar Önemli?

El-Vikaye'nin etkisini anlamanın bir başka yolu da üzerine yazılan şerh ve hâşiyelere bakmak.

Klasik İslam ilimlerinde bir eserin üzerine yeni çalışmalar yapılması, o eserin etkisinin göstergelerinden biridir. El-Vikaye de zaman içerisinde çeşitli âlimler tarafından açıklanmış, yorumlanmış ve farklı eğitim çevrelerinde ele alınmıştır.

Bu durum bana modern akademide bir makalenin başka araştırmacılar tarafından tartışılmasına biraz benziyor. Fakat klasik dönemde bu tartışmalar çoğu zaman “şerh”, “hâşiye”, “ta‘lik” veya benzeri yazım türleri üzerinden gerçekleşiyordu.

Yani El-Vikaye yalnızca tek başına okunmuş bir kitap değildir. Bir metin ailesinin merkezindeki eserlerden biri haline gelmiştir.

Bu açıdan eserin etkisini sadece orijinal metninin sayfa sayısıyla ölçmek yanlış olur. Asıl mesele, sonraki hukukçuların onu nasıl okuduğu ve yorumladığıdır.

Erkek ve Kadın Perspektifleri Üzerinden Okumak Mümkün mü?

Burada biraz dikkatli olmak gerekiyor. “Erkekler hukukta sonuç odaklıdır, kadınlar ise empati odaklıdır” gibi kesin ifadeler bilimsel açıdan savunulabilir genellemeler değil. İnsanların hukuk anlayışları cinsiyetten çok eğitim, sosyal çevre, meslek, kişisel deneyim ve kültürel koşullarla çeşitlenebiliyor.

Ancak farklı bakış açılarını tartışmak açısından ilginç bir soru ortaya çıkıyor.

Bir erkek hukuk araştırmacısı, El-Vikaye'yi örneğin hukuk kurallarının sistematikliği, uygulanabilirliği ve sonuçları üzerinden incelemeye ağırlık verebilir. Başka bir erkek araştırmacı ise eserin tarihsel bağlamına veya bireysel haklara odaklanabilir.
 
Üst